🪶

Termodinamik Absürt ile Enterik Biyopolitika: Beslenme Paradoksu Temelinde İnsan Atığının Hiperbolik Ontolojisi ve Kristeva-Lacan Çerçevesinde Abjection Fenomeni

Enterik abjection’ın termodinamik absürtlüğü içinde, öznenin kendi mikrobiyotasının ürettiği fazlalıkla yüzleştiği Lacanien boşluğun somutlaşması

İnsan nesnesinin beslenme (ingestion) ile boşaltım (excretion) dinamikleri arasındaki niceliksel uyumsuzluk —yani organizmaya giren biyokütle miktarının, mukayeseli olarak fışkıran dışkısal debi karşısında adeta deforme olarak on katına erişmesi algısı— ilk bakışta bir fizyolojik paradoks yahut algısal bir illüzyon gibi görülebilir. Ancak bu fenomen, özünde materyalist ontolojinin, termodinamik dengesizliğin ve insan varoluşunun bağırsak merkezli (enterik) absürtlüğünün kesişim noktasında duran deeply sarsıcı bir trajedidir.

Termodinamiğin birinci yasası kütlenin korunumu prensibini vazetmesine karşın, bireyin kendi atık üretimine dair tecrübe ettiği bu muazzam hiperbolik hacim artışı, biyolojik metabolizmanın sırf somut gıda girdisinden ibaret olmadığını gösterir. Mide-bağırsak kanalı (tractus gastrointestinalis), yalnızca çiğnenmiş maddelerin mekanik bir biçimde sindirildiği pasif bir tüp değil; suyun, bakteriyel biyokütlenin (mikrobiyota), deskuame olmuş epitelyal hücrelerin ve endojen salgıların durmaksızın aktığı ontolojik bir üretim merkezidir. Dolayısıyla subject, tükettiği nesne ile çıkardığı atık arasındaki farkı gözlemlediğinde, aslında kendi içsel çürüme ve dönüşüm kapasitesinin muazzam ağırlığıyla yüzleşir: İnsan, içeri aldığından fazlasını dışarı kusan tek abject varlıktır.

Bunun sosyo-felsefi ve psikanalitik izdüşümü, Jacques Lacan’ın nesne küçük a (objet petit a) kavramıyla tarif edilen o doldurulamaz arzu boşluğuna tekabül eder. Birey, dünyayı mülk edinmek, onu tüketerek içselleştirmek arzusuyla (oral evre) sürekli beslenir; ancak organizmanın bu tüketim hamlesine verdiği yanıt, metabolik bir reddediş ve radikal bir atık patlamasıdır. Alınan gıda mütevazı bir nicelik taşırken, üretilen dışkının bir heyula gibi katlanarak geri dönmesi, öznenin evrensel madde döngüsü karşısındaki çaresizliğini ve yanılsamasını simgeler. Tüketim kapitalizminin insanı dahi, aldığı çıktının katbekat fazlasını pislik biçiminde doğaya bükerek iade eden bir “artık-değer” fabrikasından ibarettir.

Nihayetinde, yenen maddelerin fırlatılan atık karşısında cüce kalması durumu, varoluşun karanlık mizahını bünyesinde barındırır: İnsan, entelektüel ve tinseleşme iddiasındaki aşkınlığını ne kadar yüceltirse yüceltsin, biyolojik gerçekliği onu kendi bağırsak florasının amansız üretkenliğine bağımlı kılar. Mütevazı bir lokmanın devasa bir dışkısal hezeyana dönüşmesi, biyokimyasal bir zorunluluk olduğu kadar, insanın bu dünyadaki nihai izinin sırf bir atık yığınından müteşekkil olacağını fısıldayan soğuk, entelektüel bir memento mori’dir.

Published:

🥱🕯️🦉

🪶 Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

🖼️ Drag and drop or click

or enter URL:

👁️ Image display:

↑